Avukatlık

Trafik Kazalarında Sigorta Şirketinin Rücu Hakkı 

Trafik Kazalarında Sigortacının Rücu Hakkı

Çoğu sigorta türünde olduğu gibi, trafik sigortalarında da korunan menfaat ile ilgili bir tehlike (riziko) gerçekleştiğinde bu tehlikeden sigortacı sorumlu olmaktadır. Katalog edilemeyen ve bazen öngörülemeyen durumlarda ise sigortacı gerçekleşen tehlikeden zarar gören üçüncü kişiye tazminatı ödemekte, daha sonrasında da motorlu araç işletenine rücu etmektedir (yansıtma).

Motorlu aracın işletilmesi sırasında, üçüncü şahısların ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre sigortalıya düşen hukuki sorumluluk çerçevesinde bu Genel Şartlarda içeriği belirlenmiş tazminatlara ilişkin talepleri, kaza tarihi itibariyle geçerli zorunlu sigorta limitleri dahilinde karşılamakla yükümlüdür. Sigorta temel olarak sorumluluk kapsamını, Karayolları Trafik Kanununun belirlediği “sorumluluk riski” kapsamında, üçüncü kişilerin sigortalıdan talep edebilecekleri tazminat talepleri ile sınırlı tutar.

Demek ki maddi zararlar ve bedensel zararlar zorunlu trafik sigortası kapsamına girmektedir. Bunun dışında Yargıtay kararlarına baktığımız zaman araçta kaza sonrası meydana gelen değer kaybının da maddi zararlar kapsamında olduğu ve sigorta şirketi tarafından karşılanması gerekmektedir. Genel şartların A.5 maddesine göre;

Bu genel şart kapsamındaki teminat türleri aşağıda yer almaktadır.

  • Maddi Zararlar Teminatı (Değer kaybı dahil),
  • Sağlık Giderleri Teminatı,
  • Sürekli Sakatlık Teminatı,
  • Destekten Yoksun Kalma (Ölüm) Teminatı,(Ölen kişinin destekten yoksun kalan yakınlarına ölüm teminatı sağlanır.)

Sigortacının hangi durumlarda ve şartlarda sorumlu olacağı ve sigorta sözleşmesinde veya sigorta genel şartlarında açıkça belirtilir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları trafik kazalarında sigorta şirketinin bazı durumlarda sigortalıya rücu hakkına sahip olduğunu belirlemiştir.

Rücu Ne Demek?

Rücu, kelime anlamı itibariyle “geri dönme, cayma” gibi anlamlara gelmektedir. Hukuki olarak rücu, bir kişinin diğer kişinin yerine geçerek hukuken üçüncü kişi/kişilere karşı onun haklarını ve sorumluluklarını devralması anlamına gelmektedir. Yani rücûnun kelime anlamına baktığımızda, kişi başkasına verdiği şeyi, parayı daha sonra geri istediği taktirde bir üçüncü kişiden şeyi, parayı aldığında, verdiği şeyi rücu etmiş oluyor.

Rücu, hukuki bir terim olarak merak edilen bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle sigorta hukuku alanında kullanımı itibariyle oldukça büyük öneme sahiptir. Bu nedenle sigorta hukukundaki anlamının bilinmesi ve idrak edilmesi bu alandaki problemlerin çözümünde etkili olacaktır. Rücu kelimesinin salt anlamından ziyade hukuken ne anlama geldiğinin öncelikle sigorta hukuku alanında çalışan avukatlarca bilinmesi gerekli önemli hususlardan birisidir. Bunun yanında problem sahibi olan kişilerce de asgari ölçüde de olsa bilinmesi hukuki süreçte atılan adımların daha kolay anlaşılabilmesi bakımından önemlidir. Rücu ne demektir sorusuna basit şekilde cevap verecek olursak; sigorta poliçesinin konusu olan şeye gelen maddi zararın kusurlu taraftan alınması şeklinde izah edilebilir.

Mal, araç, konut gibi sigorta poliçesinin konusunu oluşturan şeylere zarar geldiğinde kişiler sigorta şirketinde başvurarak zararlarının tazminini talep ederler. Sigorta şirketi zararı karşılar ve zararın oluşmasına neden olan kişi/kişiler yönelik olarak poliçenin tarafına ödediği meblağı kusurlu olan karşı taraftan tahsili için hukuk yollarına başvurur. Sigorta şirketinin kusurlu olan karşı taraftan alacağını tahsil etmek için hukuki yollara başvurması rücu imkânı ile mümkün hale gelmektedir.

Rücu kavramı son dönemlerde trafikteki araç sayısının artması sebebiyle, birçok vatandaşın başına gelen trafik kazasından sonra bir motorlu aracın işletilmesi, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa doğan zararın sigorta şirketi, şartları varsa motorlu aracın işletenine ve bağlı olduğu teşebbüs sahibine karşı ödediği tazminatı hukuk yollarına başvurarak tahsil eder. Bu duruma da sigorta şirketi sahip olduğu rücu imkanıyla kusurlu olan taraftan sigorta poliçesinin tarafına ödediği tazminatı karşı taraftan almaktadır.

Rücu Hakkı Nedir?

Rücu Hakkı Nedir? Bu soru, rücu hakkının farklı farklı hukuki disiplinlerde karşımıza çıkması ve haklı olarak merak edilen bir soru olması sebebiyle cevap verilmesi gereken bir sorudur. Rücu kelimesi “geri alma, cayma” gibi anlamlara gelen bir kavramdır. Hak ise hukuken bahşedilmiş ve sahibine bu korunmadan faydalanmasını sağlayan bir menfaattir. Rücu hakkı ise hukuki anlamda cayma hakkı, geri alma hakkıdır.

Rücu hakkı, başkasına ait bir borcu ödeyen kişi/kişilere tanınmış, borcun ödenmesi ile hukuk aleminden silinen alacaktan ayrı ve bağımsız bir haktır. Bu hak kanundan doğabileceği gibi sözleşmeden de doğabilmektedir. Bu hakkın doğması ile alacaklı olan tarafa borç konusu şeyi ödeyen kişinin yaptığı bu ödeme işlemi için asıl, esas borçluya başvurma imkanı veren yasal imkan, rücu hakkıdır.

Sigorta hukukunda gündeme gelen rücu hakkı, sigorta şirketinin sigorta poliçesinin tarafı olan yani sigortalının zararını tazmin etmesinden sonra, rücu imkanının doğması halinde kazadaki kusurlu olan karşı taraftan sigortalıya ödediği tazminatı talep edebilmesidir. Bu şekilde sigorta şirketinin sigortalı yerine “halefiyet ilkesi” gereğince geçmesi söz konusudur. Halefiyet ilkesi gereğince sigorta şirketinin üçüncü bir kişiye rücu eder ve ödediği meblağın tarafına ödenmesini talep eder.

Rücu hakkının gündeme geldiği günümüzde artan trafik kazalarından sonra sigortalı tarafın sigorta şirketinden zararın karşılanmasını için başvuru yapması, karşı taraftan yani trafik kazasında kusurlu olan taraftan zararının giderilmesi için başvuru yapmasını engeller. Bu engel sebepsiz zenginleşme yasağının bir gereğidir.

Sigorta Şirketinin Rücu ve İcra Takibine İtiraz

Sigorta şirketinin rücu imkânının doğması için belirli şartların sağlanması gerekmektedir. Şartların sağlanmaması halinde sigorta şirketinin rücu hakkı doğmamaktadır. Rücu hakkını haksız olarak ileri süren veya icra takibi başlatan sigorta şirketine karşı yasal yollarla itiraz etmek mümkündür. Bazen sigorta şirketinin rücu imkânı doğmuş olmasına rağmen rücu edilecek miktarın sigortalıya ödenen miktardan yüksek bir tutarın rücu etme talebi gündeme gelebilmektedir. Bu durumda da sigorta şirketinin rücu ve icra takibine itiraz mümkündür. Sigorta şirketinin rücu imkanının doğduğu hususları madde madde açıklamak konuyu daha anlaşılır kılacağı kanaatiyle aşağıda incelenmiştir.

1) Tazminat ödenmesini gerektiren olaydan sorumlu olan kişilerin kasıtlı veya ağır kusurlu hareket etmeleri sonucunda meydana gelmiş olması gerekir.

Motorlu araç işleten veya işleteni sorumlu olduğu kişilerin kasten hareket etmemeleri, kusurlu olmamaları sigorta şirketinin rücu imkanını ortadan kaldırmaktadır. Yargıtay kararları ışığında değerlendirmek yapmak gerekirse, sürücünün kasıtlı olmayan hareketi sonucu kaza meydana gelirse sigorta şirketinin rücu imkânı doğmamaktadır. Kırmızı ışıkta geçen sürücünün kusurunun %100 olduğunu söylemek mümkünse de yasağa uymama kapsamında olup kasıtlı ve ağır bir kusuru olduğunu söyleyebilmek için bu husus tek başına yeterli değildir. Bu nedenle sigorta şirketinin rücu imkânı doğmayacaktır.

2) Tazminat ödenmesini gerektiren olay, Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine göre sahip olması gereken sürücü belgesine (ehliyetine) sahip olmayan veya sahip olduğu sürücü belgesinin trafik kazasına sebep olana aracın kullanma hakkını vermemesine rağmen kimseler tarafından sevk ve idare edilmesi sonucunda meydana gelmiş olması gerekir.

3) Tazminat ödenmesini gerektiren olayın, aracın çalınması veya gasp edilmesi sonucunda olması halinde, sigorta ettirenin çalınma veya gasp edilme olayından kusurlu olarak sorumlu olması sonucunda meydana gelmiş olması gerekir.

4) Tazminat ödenmesini gerektiren olayın uyuşturucu, alkol ve benzeri maddelerin etkisi altında iken güvenli araç sürme yeteneklerini kısmen veya tamamen kaybetmiş sürücülerin kaza yapmaları sonucunda meydana gelmiş olması gerekir.

5) Tazminat ödenmesini gerektiren olayın, aracın yolcu taşımaya ruhsatının bulunmaması ancak yolcu taşıması veya Karayolları Trafik Yönetmeliği 128. maddesiyle belirlenmiş istiap hadlerinde fazla yolcu veya yük taşımaya veya patlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı olmayan bu maddelerin patlaması gibi sonuçların meydana gelmiş olması gerekir.

Araç Sahibinin Kusurlu Sürücüye Rücu Hakkı

Trafik kazalarında bazı durumlarda araç sahibinin kusurlu araç sürücüsüne yada araç sahibine rücu hakkı bulunmaktadır. Hasar onarım işlemleri nedeniyle kullanılamayan aracın günlük ikame araç bedeli kusurlu araç sürücüsünden yada araç sahibinden talep edilebilir. Kusurlu araç sahibi yada sürücüsü vermiş olduğu zarardan müştereken sorumludurlar.

Sigortacı yada sigorta şirketi trafik kazası sonrası araçta meydana gelen gerçek zarardan teminat limiti kapsamında sorumludur. Sigorta tazminatı tehlikenin gerçekleşmesi sonucunda sigortalının uğradığı zararı gidermek için ödenmesi gereken tazminattır.

Bu oluşan zarar sigorta teminat limitini geçse bile sigortacı sigorta teminat limiti ile sorumludur. Çünkü sigortacının teminat limiti sigorta bedeli ile sınırlıdır. Meydana gelen zarar sigorta teminat limitinden düşükse sigortacı sigorta ettirenin uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Sigorta Teminat Limiti aşan zararlara da ise araç sahibi aşan miktara göre kusurlu araç sürücüsüne yada sahibine rücü hakkı bulunmaktadır.

Örneğin, sigorta teminat limiti  41.000 TL olan zorunlu trafik sigorta sözleşmesinde sigorta ettirenin aracında 50.000 TL hasar meydana geldiğinde geriye kalan 9.000 TL bakiye fark için kusurlu araç sahibine rücu edilebilir.

Sigorta Şirketinin Açtığı Rücu Davası

Trafik Kazalarında Sigorta Şirketinin Rücu Hakkı bütün sigorta türleri için geçerlidir. Rücü hakkının en çok kullanıldığı sigorta türü ise kasko sigortaları ile zorunlu trafik sigortalarıdır. Sigorta şirketi rücu hakkını sizin adınıza karşı taraf için kullanabileceği gibi, rücu hakkını size karşı da kullanabilir. Hatta bazı durumlarda mirasçılara karşı da rücu davası açılabilmektedir.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4. Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması Ve Sigortacının Sigortalıya Rücu Hakkı başlıklı maddesinde yer alan durumlarda sigorta şirketi sigortalıya rücu davası açabilmektedir. Söz konusu madde kapsamında sayılan her durumda sigorta şirketi rücu hakkını kullanmaz. Belirtilen nedenlerle kaza arasında uygun bir illiyet bağı bulunmak zorundadır. Örnek olarak Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlarda sigortacı sigortalıya ödediği miktar kapsamında rücü edebilmektedir.  Fakat Yargıtay kararlarında Sigorta şirketinin sigortalıya rücü edebilmesi için kaza ile alkollü araç kullanımı arasında illiyet bağı bulunması gerektiği ortaya koymuştur. Alkollü araç kullanmaya bağlı olarak meydana gelen kazanın Trafik Sigortası kapsamı dışında kabul edilebilmesi için, kaza ile alkollü araç kullanımı arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalıdır. Şöyle ki, kazaya sebep olan davranış alkollü araç kullanmaktan kaynaklanmalıdır. Aradaki illiyet bağının varlığı sigortacı tarafından öne sürülerek kanıtlanmalı ve mahkemece bilirkişi marifetiyle değerlendirilerek olay ile sürücünün alkollü oluşu arasındaki bağ değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır.

Zorunlu trafik sigortası rücu şartları

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun 91. maddesine göre; İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur. Esas olarak bu trafik sigortası için zorunluluk konulmasının nedeni, trafikte üçüncü kişilerin sıklıkla zarara uğramaları ve karşı tarafın yani motorlu araç işletenin bu zararı karşılayacak maddi gücünün olmaması durumunda üçüncü kişilerin mağdur olmamalarıdır. İşte bu mağdur olama durumunu engellemek için bir zorunluluk olarak trafik sigortası karşımıza çıkar. Zarar gören üçüncü kişiler böylece en azından parasal anlamda kendilerini güvende hissederler.

Bu sigortanın başka özelliği de teminat limiti olması ve bu limit kapsamında yer alan zararların karşılanmasıdır. Bu teminat limitleri her yıl Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça belirlenir ve ilan edilir. 2020 yılı için baktığımızda araç başına 41.000 TL, sağlık giderleri, sakatlanma ya da ölüm durumunda ödenecek tazminatlar içinde kişi başı 410.000 TL olarak belirlenmiştir.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4. Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması Ve Sigortacının Sigortalıya Rücu Hakkı başlıklı maddesine göre;

Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebilir.

Sigortalıya başlıca şu nedenlerle rücu edilir:

  1. Tazminatı gerektiren olay, sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru sonucunda meydana gelmiş ise,
  2. (Değişik:RG-2/2/2016-29612)(1) Tazminatı gerektiren olay, aracın ilgili mevzuat hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan veya geçerliliğini yitirmiş sürücü sertifikasına sahip ya da ehliyetine geçici/sürekli el konulmuş kimseler tarafından sevk edilmesi veya trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali (2)(11)(16) sonucunda meydana gelmiş ise (3)(5)(7)(13)(14),
  3. Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar,
  4. Tazminatı gerektiren olay, yolcu taşımaya ruhsatlı olmayan araçlarda yolcu taşınması veya yetkili makamlarca tespit edilmiş olan istiap haddinden fazla yolcu veya yük taşınması veya patlayıcı, parlayıcı ve tehlikeli maddeleri taşıma ruhsatı bulunmayan araçlarda, bu maddelerin parlama, tutuşma ve infilakı yüzünden meydana gelmiş ise,
  5. Sigortalının rizikonun gerçekleşmesi halinde bu genel şartların B.1. maddesinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmemesinden dolayı zarar ve ziyan miktarında bir artış olursa,
  6. Tazminatı gerektiren olayın aracın çalınması veya gasp edilmesi sonucunda olması halinde, çalınma veya gasp edilme olayında sigortalının kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurlu olduğu tespit edilirse,
  7. Bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin,  tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde,

Yukarıda sayılan nedenlerden dolayı Sigortacı üçüncü kişi konumunda bulunan şahısların zararını karşılar. Karşıladığı miktarda sigortalıya rücu hakkına sahiptir. Fakat yukarıda sayılan her durumda sigorta şirketi rücu hakkını kullanmaz.

Sigorta rücu davalarında görevli mahkeme

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun yürürlüğe girmeden önce Yargıtay’ın yerleşik kararlarında Zorunlu Trafik Sigortası ve Kasko Sigortası, yönünden yaşanan uyuşmazlık ve rücu davalarında Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli mahkeme olarak kabul edilmekteydi.  Ancak 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte sigorta sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar yönünden görevli mahkeme tüketici mahkemeleridir.

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 3. Maddesine göre “ tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık, ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. Yine 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında Trafik Kazalarında Sigorta Şirketinin Rücu Hakkı davalarında görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olabilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekmektedir. Eğer taraflardan en az biri tüketici değil ise söz konusu uyuşmazlıkta Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli mahkemedir.

Karayolları Trafik Kanunu sigortacıya zarar görenlere ödemiş olduğu tazminatı belli durumlarda sigortalıya rücu edebilme imkanı tanımıştır. Başka bir ifade ile sigortalının üçüncü kişilere vermiş olduğu zararı sigortacı karşılarken, karşılamış olduğu zararı daha sonra sigortalıdan rücu ederek alma hakkı vermiştir. Bu yazımızda sigortalı ile araç sürücüsünün farklı kişiler olduğu başka bir ifade ile sigortacının sigortalının aracını kullanan üçüncü kişilere karşı giriştiği rücu durumlarında ortaya çıkan hukuki mesele izah edilmeye çalışılacaktır.

Trafik kazaları sonrasında sigortacının sigortalıya karşı açtığı rücu davalarının dayanağını Karayolları Trafik Kanunu madde 95/2 oluşturmaktadır.  Kanun maddesi aşağıdaki gibidir.

Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir.

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4 bölümünde “Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve Sigortacının Sigortalıya Rücu Hakkı” başlığı altında sigortacının sigortalıya rücu hakkı düzenlenmiştir. Düzenleme aşağıdaki şekildedir:

Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez.

(Değişik:RG-2/2/2016-29612)(1)Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebilir.

Yukarıda Genel Şartlarda açıkça belirtildiği üzere sigortacının belirli durumlarda sigortalıya rücu edebilme hakkı mevcuttur. Sigortalının hem araç işleteni hem de aracın sürücüsü konumunda olduğu durumlarda herhangi bir sorun yaşanmamaktadır. Ancak araç işleteni ile araç sürücüsünün farklı kişiler olduğu durumlarda bir takım hukuki karışıklıkların ortaya çıktığı görülmüştür.

Örnek 1

Örneğin Ankara – Eskişehir yolunda gerçekleşen bir kazada A kişisi 06AB001 plakalı aracın hem işleteni hem de sürücüsüdür.  B ve C gerçekleşen kazada maddi zarara uğrayan kişilerdir. B ve C’nin gerçekleşen kazada müterafik bir kusuru bulunmamaktadır yani kusursuzdurlar. A, gerçekleşen kazaya kullanmış olduğu uyuşturucu madde neticesinde sebebiyet vermiştir. A, gerçekleşen kazada tam kusurludur.

X Sigorta Anonim Şirketi kaza sonrasında B ve C’nin uğramış olduğu maddi zararları karşılamıştır. X Sigorta Anonim Şirketi kazanın oluşumunda A’nın tam kusurlu olması ile birlikte Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4-c düzenlemesi çerçevesinde A uyuşturucu madde kullanması neticesinde kaza oluştuğundan rücu hakkını kullanmak üzere dava açmıştır. Rücu davasında davacı sigorta şirketi, davalı olarak A’yı gösterecektir. Bu konuda bir tartışma yoktur.

Örnek 2

Örneği biraz değiştiriyoruz. Ankara – Eskişehir yolunda gerçekleşen bir kazada A kişisi 06AB001 plakalı aracın işletenidir. Ş kaza anında 06AB001 plakalı aracın şoförüdür.  B ve C gerçekleşen kazada maddi zarara uğrayan kişilerdir. B ve C’nin gerçekleşen kazada müterafik bir kusuru bulunmamaktadır yani kusursuzdurlar. Ş, gerçekleşen kazaya kullanmış olduğu uyuşturucu madde neticesinde sebebiyet vermiştir. Ş, gerçekleşen kazada tam kusurludur.

X Sigorta Anonim Şirketi kaza sonrasında B ve C’nin uğramış olduğu maddi zararları karşılamıştır. X Sigorta Anonim Şirketi kazanın oluşumunda Ş’nin tam kusurlu olması ile birlikte Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları B.4-c düzenlemesi çerçevesinde Ş’nin uyuşturucu madde kullanması neticesinde kaza oluştuğundan rücu hakkını kullanmak üzere dava açmıştır. Rücu davasında davacı sigorta şirketi, davalı olarak hem A’yı hem de Ş’yi göstermiştir. Rücu davasında A’nın davalı konumunda olmasında bir sorun yoktur ancak sigorta şirketinin Ş’ye karşı rücu davası açması husumet tartışmasına sebebiyet vermektedir.

Sonuç

Yukarıda izah edildiği üzere hem kanundaki hem de genel şartlardaki düzenleme sigortacının sigortalıya (sigorta ettirene) şartların oluştuğu durumlarda rücu etme hakkını tanımıştır. Kanun sigortalının aracını üçüncü kişilerin kullandığı durumlarda üçüncü kişilere rücu edilmesine cevaz vermemiştir. Başka bir ifade ile sigortacıya sigortalının aracını kullanan şoföre karşı rücu etme hakkı tanımamıştır. Sigorta şirketi ile sigorta ettiren arasında bir sözleşme ilişkisi bulunmakta iken sigortalının aracını kullanan üçüncü kişi şoför arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Sigortacının sigortalıya karşı giriştiği rücu eylemlerinin dayanağı aralarındaki sigorta sözleşmesidir.

Sonuç olarak sigortacının sigortalının aracını kullanan üçüncü kişi şoföre karşı girişmiş olduğu icra takibi ve davalarda husumet yokluğu ortaya çıkmaktadır. Bu durumlarda sigortacının üçüncü kişi şoföre karşı açmış olduğu davanın mahkemece husumet yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları da bu yöndedir.

İşletenin, sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan sürücüye karşı rücu hakkı şartları oluştuğu halde genel hükümlere göre çözülecek olup bu konu başka bir yazımızın konusunu teşkil etmektedir.

Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısının, araç davalı sürücünün yönetiminde iken alkollü olarak 3. kişiye çarpması sonucu ölüme neden olması sebebiyle ödediği tazminatı, sigorta ettirenine (genel şartların 4/d maddesi gereğince) def’i hakkı sebebiyle rücu etmesi mümkünse de; akitten doğan bu rücu hakkını akit dışı sürücü aleyhine de kullanması pasif husumet ehliyeti bulunmadığından mümkün değildir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, 05.06.2001, E.2001/2805 K.2001/5164

Dava konusu olayda, sigorta konusu aracın ehliyetnamesiz kimseye kullandırılırken rizikonun gerçekleşmiş bulunmasına göre, KTK.nun 95 inci ve Poliçe Genel Şartları’nın 4 üncü maddesi hükmü uyarınca sigortacının ödediği tazminatın tamamı bakımından davalı sigorta ettirene rücu etmesi mümkün ise de, sigortacının mevcut düzenlemeler uyarınca akidi olmayan ehliyetnamesiz sürücüye yönelmesi mümkün değildir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, 16.01.2006, E.2005/12 K.2006/119

Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.4.2. maddesinde, ödemede bulunan sigortacının, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre tazminatın kaldırılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene rücu edebileceği hükme bağlanmıştır. Bu durumda, davacı sigortacı, bu davayı ancak kendi akidine karşı açabilecektir. Oysa Halis, sigorta ettiren olmayıp, sözleşmenin de tarafı değildir. Sadece, zarara neden olduğu iddia edilen sigortalı aracın sürücüsü konumundadır. Bu durum karşısında, mahkemece, davalı sürücü hakkında açılan davanın pasif sıfat (husumet) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı Halis yararına bozulması gerekmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 30.10.2008, E.2008/3721 K.2008/4991

Somut olayda, davacı zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında 3.kişiye ödediği tazminatı sigorta ettiren davalı İ.T. ile sigortalıya ait aracın sürücüsü olan davalı İ.Ö.’tan tazminini talep etmiş olup, davalı (sürücü) İ.Ö. sigorta sözleşmenin tarafı değildir. Bu durumda, mahkemece bu davalı hakkındaki davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 11.03.2013, E.2012/11451 K.2013/3128  

Ancak, sigortacının mevcut düzenlemeler uyarınca böyle bir durumda akidi olmayan sürücüye yönelmesi mümkün değildir. Somut olayda poliçe kapsamı ve sigortalı araca ait ruhsat bilgilerinden sigorta ettirenin davalı S. Teks. İm. Ve Tic. Ltd. Şti. olduğu, davalı M.. B..’nun ise sürücü sıfatının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, M.. B..’nun sürücü olduğu dikkate alınıp, bu kişi hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde aleyhine hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 15.01.2014, E.2013/21175 K.2014/333

Bu yazımızda sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan sürücüye sigortacı tarafından rücu edilemeyeceği hususu üzerinde durduk.

Rücu Nedir ?

Sigorta sözleşmesi kapsamında rücu, trafik kazası sonrası meydana gelen zarar neticesinde bazı durumlarda kusurlu taraftan sigorta şirketinin sahip olduğu hak üzerinden talep edilmesidir. Sigorta şirketi rücu hakkını kullanabilmesi için meydana gelen zararı gidermesi ve halefiyet ilkesinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Rücu Davası Nedir ?

Sigorta şirketi rücu hakkının ortaya çıkmasından hemen sonra, ilgili mahkemelerde rücu davası açabilir. Halefiyet ilkesi gereği sigorta şirketi rücu davasını meydana gelen zararın sebebinin durumuna göre sigorta ettirenin adına üçüncü tarafa açabildiği gibi kusurlu gördüğü sigorta ettirene de açabilmektedir. Hatta mirasçılara yönelik de rücu davası açılabilir.

Rücu Oranı Nedir ?

Sigorta şirketi hasara sebebiyet veren kişini kusuru oranında ve ödediği tazminat doğrultusunda karşı taraftan talepte bulunabilir. Sigorta şirketinin rücu oranı her dosyanın içreğine göre değişebilir. Mağdurun yaşı, çalışıp çalışmadığı, maluliyet oranı veya aracın marka ve modeli rücu oranını veya değerini belirleyen unsurlardır.

Sigorta Şirketinin Rücu Hakkı Zamanaşımı

Karayolları Trafik Kanunu 109. Maddesine göre; Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. İki yıllık sürenin başlangıcı araç sahibinin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren başlamaktadır. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı süresi son öğrenme gününden itibaren başlar. Bunla birlikte kazanın gerçekleştiği tarihten itibaren her hâlükârda en geç 10 yıl içinde bu talepte bulunulması gerekmektedir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu