Vergi HukukuVergi Usul Kanunu

Vergi Kaçakçılığı Suçunda Cezalandırma Esasları – 3

Vergi Kaçakçılığı Suçunda Cezalandırma Esasları (devamı)

Yazımızın bir önceki bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.

E- Kusur Yeteneği

Kusur yeteneği, anlama ve isteme yeteneğine sahip olmayı yani bir kişinin belirli bir neticeyi meydana getirebilecek durumda olmasını ifade eder. Kusur yeteneği olmayan kişiye ceza verilmez. Suç sayılan fiil işlenmiş olmakla birlikte fiili işleyen kişiye ceza verilmediği veya cezanın azaltıldığı durumlar yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve sağır dilsizliktir. Bunların dışında iradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu etkisiyle suç işlenmesi durumunda suç işleyenin ceza sorumluluğu tamdır.

Özel ceza hükümlerinin yer aldığı Vergi Usul Kanunu’nda da ceza sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Vergi Usul Kanunu’nun 332. maddesi ile küçük ve kısıtlıların ceza muhatabı olmayacağı durumlar ve 333. maddesi ile de tüzel kişilerin cezai sorumluluğu düzenlenmiştir.

Vergi Usul Kanunu’nun 9. maddesine göre, vergi mükellefi veya sorumlusu olmak için kanuni ehliyet şart olmadığından küçük ve kısıtlıların mükellef veya sorumlu olması durumunda Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesine göre bunların yerine getirmek zorunda oldukları ödevleri kanuni temsilcileri tarafından yerine getirilir. Bunun sonucu olarak Vergi Usul Kanunu’nun 332. maddesinde “Velayet ve vesayet altında bulunanlar veya işlerinin idaresi bir kayyıma tevdi edilmiş olanlar, kendilerine izafeten veli, vasi veya kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden dolayı cezaya muhatap tutulmazlar.

Bu hallerde cezanın muhatabı, veli, vasi veya kayyımdır.” düzenlemesi yapılmıştır. Bu düzenlemenin amacı küçük ve kısıtlıların hem idari nitelikteki cezalardan hem de vergi suçlarından dolayı cezalandırılmalarını önlemektir. Çünkü, daha önce de belirtildiği üzere 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce vergi kaçakçılığı suçu sadece mükellef veya vergi sorumluları tarafından işlenebilmekteydi ve küçük ve kısıtlılar mükellef olduklarında bunlara düşen ödevler kanuni temsilciler tarafından yerine getirildiğinden, kanuni temsilcilerin suç oluşturan fiilleri nedeniyle küçük ve kısıtlıların cezalandırılmalarının önüne geçilmiştir.

4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler sonucu 359. maddede sayılan fiiller mükellef ve vergi sorumluları ile birlikte üçüncü kişiler tarafından da işlenebilecektir. Buna göre fiillerin kanuni temsilciler işlenmiş olmaları durumunda cezaların şahsiliği ilkesi gereği cezanın muhatabı kanuni temsilciler olacaktır. Söz konusu suçların bizzat küçük ve kısıtlılar tarafında işlenmesi durumunda ise yine ceza sorumluluğu Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerine göre değerlendirilecektir.

F- Kusurluluğu Kaldıran Haller

Kusurluluğu kaldıran hallerden vergi kaçakçılığı suçları açısından özellik gösteren durum mücbir sebeplerdir. Vergi Usul Kanunu’nun 373. maddesinde mücbir sebeplerin varlığı vergi cezası kesilmesini engelleyen durum olarak belirtilmiştir. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, mücbir sebeplerin kesilmesini engelleyeceği vergi cezaları idari nitelikteki cezalardır. Bu düzenleme Ceza hukuku anlamında suç oluşturan vergi kaçakçılığı suçları ile ilgili değildir. Bununla birlikte mücbir sebebin suçlar açısından da kusurluluğu ortadan kaldırın bir durum olduğu kabul edilmektedir. Çünkü mücbir sebebin varlığı durumunda kişi, sonucu öngörsün veya öngörmesin, iradesine aykırı olarak hareket etmekte ve başka şekilde hareket etme olanağı bulunmadığını bilmektedir.

Mücbir sebebin kusurluluğu kaldırması için kaçınılmaz olması ve failin kusuru ile meydana gelmemiş olması gerekmektedir. Nitekim Y. 11. CD. 15.3.2001 tarih ve E.2001/1369, K. 2001/2101 sayılı kararında vergi incelemesine ibraz edilmeyen defter ve belgelerin irade dışında kaybolduğu kanıtlanmadan mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceğine içtihat etmiştir.

Defter, kayıt ve belgelerin, muhafaza ödevinin gerektirdiği dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucu elden çıkması irade dışında kaybetme olarak kabul edilemez. Yargıtay CGK. 23.11.1999 tarih ve E. 1999/11-273, K.1999/288 sayılı kararı ile mükellefin kanuni defter ve belgelerinin adresi dahi belirlenemeyen muhasebecide olduğuna ilişkin savunmasına karşın gizleme suçunun oluştuğuna hükmetmiştir.

Mücbir sebeplerin neler olduğuna dair düzenleme Vergi Usul Kanunu’nun maddesi ile yapılmıştır. Buna göre mücbir sebepler;

– Vergi ödevlerinden herhangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık ve tutukluluk;

– Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler;

– Kişinin idaresi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler;

– Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikalarının elinden çıkmış bulunması; gibi hallerdir.

Görüleceği üzere mücbir sebepler maddede sınırlı olarak sayılmamış “gibi haller” denilerek bunların dışında da mücbir sebeplerin olabileceği kabul edilmiştir.

 UYGULAMADA MAHKUMİYET VE BERAAT ORANLARI

359 uncu madde kapsamına giren tüm fiilllere ilişkin mahkumiyet rakamları toplu olarak dikkate alındığında, hakkında vergi kaçakçılığından dolayı ceza davası açılanların %59’u mahkum olmaktadırYüzde onu hakkında hükmün ertelenmesi yönünde, %11’i hakkında ise diğer kategorisinde hüküm tesis edilmektedir. Beraat oranı ise sadece %20 seviyesindedir.

Kaçakçılık Sayılan Fiiller  İle Vergi Ziyaına Sebep Olunması Halinde Verilecek Ceza

Vergi Usul Kanununa göre, vergi ziyaına 359. maddede yazılı fiiller ile sebep olunması halinde vergi ziyaı suçunun cezasının üç kat olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır (VUK Md. 344).

Bir mükellefe kaçakçılık sayılan fiillerle vergi ziyaına neden olması halinde verilecek ceza, vergi aslının sırasıyla; birinci yılda kesilmesi halinde, 4.26, ikinci yılda kesilmesi halinde 5.52, Zamanaşımının son yılında kesilmesi halinde 9.3 katı olacaktır.

Ayrıca kaçakçılık cezasının uygulanması, 360. madde gereği, vergi ziyaı cezasının uygulanmasına engel olmayacaktır.  4369 sayılı kanunla yapılan değişikliğe göre esasen kaçakçılık suçunun oluşması için bir vergi ziyaının varlığı da önemli değildir. 359. maddede sayılan fiillerle vergi ziyaına neden olunması halinde ceza, anılan maddede sayılan fiillerin özelliği gereği, ek olarak uygulanacaktır. Bunun nedeni Kanunun gerekçesinde şöyle ifade edilmektedir[17]:

“Bilindiği gibi, genel olarak hukukta cezayı gerektiren fiillerde aranan temel öğe bu fiillerin kasıt unsuru taşıyıp taşımadığıdır. Kasıt unsuru, fiili cürüm haline çevirir. Kastın söz konusu olmadığı hallerde kabahatten ve kusurdan söz edilebilir.

Vergi hukukunda vergi cezası uygulanabilmesi için gereken temel öğe verginin kayba uğratılmış olmasıdır. Bu vergi kaybı ister hatadan, ihmalden veya usulsüzlükten doğmuş olsun, isterse nitelikli ve kasıtlı olsun vergi cezası kesilmesi konusunda farklılık arzetmezler.

Ne var ki, bazı fiiller doğrudan mali sistemin, belge düzeninin ve mali otoritenin zayıflatılmasına hatta çökertilmesine yönelik bireysel veya örgütlü suç niteliğinde olabilir.

Muhasebe Hilesi ve Vergi Kaçakçılığında Manevi Unsur

Muhasebe hileleri, defter ve belgelerin gizlenmesi, denetim ve kontrolden kaçmak amaçlı davranışlar ve sahte veya içerik açısından yanıltıcı belge düzenleyip kullanmak gibi fiiller bu kategoriden sayılabilir. Bu nev’i fiillerin ortak özelliği niyet amaç ve plan unsurlarını taşımalarıdır. Bu üç unsur fiilde kastın varlığını ortaya koyar.

Yapılan bu düzenleme ile kasıt unsuru taşıyan ve aynı zamanda nitelikli olan fiiller ile kabahat veya kusur sayılabilecek fiillerin ceza sistematiği değiştirilmekte, fiillere karşılık tertip olunan cezaların mahiyetleri farklılaştırılmaktadır.”

359. maddede sayılan niyet, amaç ve plan unsurlarını taşıyan davranışlarla vergi ziyaı suçunu işleyenlerin daha ağır bir ceza ile cezalandırılması gerekmektedir. Nitekim, bu tür suçlar ceza kanunundaki cürüm suçlarından biri olan ağır hapis cezası ile de cezalandırılmaktadır. Vergi ziyaına sebebiyet veren diğer suçlar ise kabahat olarak değerlendirilebileceğinden para cezası ile yetinilmektedir.

Vergi Ziyaı Suçuna İştirak, Birleşme ve Tekerrür Halinde Verilecek Ceza

  • İştirak Halinde Verilecek Ceza

İştirak bir kişi tarafından işlenebilecek bir suçun, birden fazla kişi tarafından işbirliği halinde işlenmesidir[18].

VUK’nun 359. maddesinde yazılı, vergi ziyaına sebebiyet veren fiillere iştirak edenlere vergi ziyaı cezası bir kat olarak uygulanır. V.U.K. kişilerin bir suça iştirak etmiş sayılabilmeleri için herbirinin ayrı ayrı maddi menfaat gözetmeleri şartını aramaktadır. Maddi menfaatin, sebep olunan vergi ziyaından şu veya bu şekilde pay alma veya bu konuda ümit besleme şeklinde anlaşılması gerekir[19]. Yoksa iştirak eden her bir kişinin kendine ait bir verginin ziyaına sebep olması gerekmez. Örneğin, perakende satış fişi düzenlemeyerek satış işlemini yapan tezgahtar suça iştirak etmiş sayılmazken, bu işlemi muhasebe kayıtlarından ayrı tutan ve bu işlem için ödüllendirilmeyi bekleyen muhasebeci suça iştirak etmiş sayılır.

  • Tekerrür Halinde Verilecek Ceza

Tekerrür, daha önce suç işleyen ve cezası kesinleşen bir kimsenin belirli bir süre içinde yeniden suç işlemesi halinde verilecek cezanın arttırılması sonucunu doğuran bir nedendir. Ancak bir vergilendirme dönemi içerisinde bir suç işlemek amacıyla kanunun aynı maddesinin birden fazla ihlal edilmesi farklı tarihlerde olsa bile tekerrür sayılmaz[20], bir vergi ziyaı suçu işlenmiş sayılır. Ceza artırımının nedeni, ortaya çıkan suç işleme alışkanlığının, daha fazla ceza kesilerek önlenmesi amacıdır[21].

V.U.K.’na göre vergi ziyaına neden olan ve cezası kesinleşen kişilere, cezanın kesinleştiği tarihi izleyen yılın başından başlayarak, beş yıl içinde tekrar ceza kesilmesi halinde vergi ziyaı cezası %50 oranında arttırılarak uygulanmaktadır (VUK. Md.339). Bunun nedeni bir mali ceza olan vergi ziyaı cezasının tekrarlanması halinde ceza kanunu anlamında suç niteliğine bürünmesi ile cezaların ağırlaştırılabileceğine dair ceza hukuku kuralının uygulanması gereğidir[22]. Ancak, ceza hukukunda, tekerrür hali için aynı suçun tekrarlanması şartı aranmazken V.U.K. tekerrürün oluşması için aynı suçun tekrarını aramaktadır.

Tekerrürün “cezaların ağırlaştırılarak uygulanması” anlamı, suçun oluşması ile cezanın kesinleştiği tarih-takip eden yılın başı arasında yenilenmesi halinin de tekerrür sayılmasını gerektirmektedir[23].

  • Birleşme Halinde Verilecek Ceza

Vergi Usul Kanununa göre, yukarıda açıklanan fiillerden biri ile birden fazla verginin kayba uğratılması halinde, kaç verginin ziyaa uğratılmasına sebep olunmuş ise o kadar vergi suçu işlenmiş sayılarak her bir vergi için ayrı ayrı vergi ziyaı suçuna hükmedilerek, ayrı ayrı ceza kesilir (VUK Md.335). Buna karşılık, bir fiil ile ziyaa uğratılan vergi türü aynı olup da bu tek fiil, aynı zamanda hem usulsüzlük, hem de vergi ziyaı cezalarının kesilmesini gerektiriyorsa, mükellefe ceza hukukundaki fikri içtima kuralına benzer şekilde, bu suçlara ait cezalardan sadece en ağırı kesilir. Çünkü bu suçlardan ikincisinin hukuken varlığı, birincisinin gerçekleşmesine bağlıdır[24].

Usulsüzlük sayılan bir fiil ile vergi ziyaına sebebiyet verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde, usulsüzlük suçu için kesilen cezanın, kesilmesi gereken vergi ziyaı cezası ile karşılaştırılarak, noksan kesilen cezanın tamamlanmasına engel olmaz (VUK Md.341).

Ayrı ayrı işlenmiş vergi ziyaı ve usulsüzlük  suçları için ayrı ayrı ceza kesilir. Bu durumda ceza hukukundaki içtima hükümlerinin bir yansıması sayılmalıdır. Buna göre vergi ziyaı suçu nedeniyle kesilen cezalar, kaçakçılık ve diğer kanunlarda yazılı cezalarla içtima ve tekerrür hükümleri bakımından birleştirilemez. Bu özellik, kaçakçılık suçunun, nitelikleri kanunda açıkça belirtilerek oluşturulan yeni bir suç(nitelikli suç) olmasından kaynaklanmaktadır.

Vergi ziyaı cezası ile cezalandırılan fiiller kaçakçılık suçuna da neden olduğu takdirde vergi ziyaı cezası kesilmesi 359. madde hükmüne göre takibat yapılmasına engel olmaz. Her iki ceza ayrı ayrı hüküm ve infaz olunur (VUK Md.340).

Yazının devamına buradan ulaşabilirsiniz.

AVUKAT DESTEĞİ

Randevu almak için çalışma saatleri içerisinde aşağıdaki telefon aracılığı ile ulaşabilir veya aşağıdaki adrese mail atabilirsiniz.

Hafta içi: 09:00 – 21:00
Cumartesi: 10:00 – 18:00

GİZLİLİK

Avukatlık mesleğinin en önemli etik ilkelerinden biri gizlilik olup, hukuk büromuz; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile belirlenen gizlilik ve sır saklama ilkesini büyük bir özen ve hassasiyet göstererek uygulamaktadır. Bununla beraber ofisimiz, müvekkillere ait bilgi, belge ve verileri sır tutma yükümlülüğü ve veri sorumluluğu kapsamında gizli tutmakta, üçüncü kişilerle ve kurumlarla hiçbir durumda ve hiçbir şekilde paylaşmamaktadır. Bu bağlamda ofisimiz, dava dosyaları ile ilgili sır saklama yükümlülüğüne uyulacağını yazılı olarak da ilke edinmiştir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu